Hatırladığınız Her Şey Gerçek mi?

Size insanlara yaşamış olabilecekleri bir konuda yanlış bilgi aktardığınız zaman onların anılarını çarpıtabilir, bozabilir ya da değiştirebilirsiniz desem bana ne söylerdiniz?

Gerçek hayatta yanlış bilgilendirme her yerde karşımıza çıkmakta. Bazen insanlar başkalarının anılarını kendi anıları gibi hatırlıyor, bazen beynimizin kaydetmediği noktaları beyin kendi kendine tamamlıyor. Geçmişe dair anılarını hatırlayan bireylerin yalnızca %3’ü bunları gerçekten yaşamıştır. Siz de dâhil…

Hafızanın tek amacının, geçmişi korumak olduğunu hissediyoruz. Öyleyse hatıralar neden bu kadar güvenilmez? Hatırlama eylemi, tam olarak nasıl gerçekleşiyor?

Hepimizin sahip olduğu hafıza, keşfedilmemiş ve faydalanılmayan potansiyele sahip bir altın madeni. Hafızamız, dünyayla etkileşimimize aracı oluyor. Hafıza, insanın en temel aktivitelerinden biri ve yalnızca hafızamız bizi yanılttığında onu düşünmeye başlıyoruz.

10 dakika içerisinde 500 sayıyı ezberlemenizi istesem bunu yapabilir miydiniz? Yanjaa Wintesoul bunu yapabiliyor. Peki bunu nasıl yapıyor?

Her şey beyinlerimizin hatıraları kayda alma biçimiyle alakalı. Hafıza hakkında bildiğimiz pek çok şeyi tek bir beyin sayesinde öğrendik. Henry Molaison adında bir adamın beyni. Henry 27 yaşındayken epilepsi tedavisi için bir beyin ameliyatı geçirdi. Henry’nin beyninden küçük bir parça çıkarıldı. Ameliyat notlarında, yapılan işlemin, davranış ya da psikolojik değişikliklere yol açmadığı belirtildi. Yakın geçmişle ilgili yaşadığı ciddi hafıza kaybı dışında. Durum o kadar ciddiydi ki, Henry kendi evinde kayboluyor ve doktorlarını tanımıyordu. Ama Henry’nin bilinçli düşünmesini gerektirmeyecek farklı türde hafızası ve alışkanlıkları vardı, bisiklete binmek gibi. Yani ‘örtülü bellek.’ Aynı zamanda bilinçli, yani ‘açık bellek’ de saklanmıştı. 90’ların başında tedavi gören Henry ile yapılan bir kayıtta Henry’nin doktorlarıyla tarihi olayları konuştuğu görülmektedir. Bu, anlamsal belleğe bir örnektir. Olgular, tarihler, sayılar, kelimeler yani hafıza sporcularının ezberlediği şeyler. Asıl hasar, Henry’nin eylemsel belleğindeydi. Yani, kişisel deneyimleri saklayan bellekte. Doktor, ‘Dün ne yaptığını biliyor musun?’ diye sorduğunda Henry bilmediğini söylüyordu. Bu sabah dahi ne yaptığını hatırlamıyordu.

Beyninin küçük bir kısmını kaybettiği için, Henry, yeni hatıralar oluşturmakta zorlanıyordu. Ama bu, hatıraların tek bir yerde toplandığını göstermez. Bir deneyim yaşadığınızda, örneğin bir konser verdiğinizde, duyusal bilgi, beyninizin pek çok farklı noktasında işlenir. Gitarın sesi, işitme korteksinde; parmaklarınızın altında gitarın tellerini hissetmeniz, postta; seyircilerin arasındaki arkadaşınızın yüzü, fusiform girusta; sahnede olmanın heyecanı ise amigdalada işlenir. Beyinde tüm bu unsurları bir arada tutan ve Henry’nin ameliyatı sırasında zarar gören parçaya medial temporal lob denir ve bu lob hipokampus adında çok önemli bir yapı barındırır. Daha sonra o anı yeniden hatırladığınızda, medial temporal lob, bu unsurların tekrar bir araya gelmesini sağlar. Hayat hikayeniz, bu şekilde tekrar yaşayabildiğiniz anlardır.

Hepimiz yakın geçmişe dair daha fazla anıya sahibiz. Geçmişe gittikçe hatırladığımız anların sayısı azalmakta ve 3 yaşından önce hiç hatırlanmamaktadır. Ergenlik döneminde insanların hatırladıklarında bir artış olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Lise yılları sırasında, hayatımızın o döneminde birçok önemli olay yaşanıyor. Hayat hikayemizi düşünürsek, bu önemli anlar, bizi olduğumuz kişiye dönüştüren ve hayatımızın gidişatını belirleyen anlar olarak ön plana çıkmaktadır.

Bazı insanlar, diğerlerinden daha çok hatıraya sahiptir ve daha sağlıklı ve aktif bir hayatla hafızanızı geliştirebilmeniz mümkündür. Bir şeyleri daha iyi hatırlamamızı sağlayan bir takım özellikler var. Öncelikle duygular. Eğer birine bir dizi yüz gösterirseniz, en duygusal olanları en iyi hatırlayacaktır. Duygusal bir deneyim yaşadığınızda, amigdalamız, yani beyinde hipokampusun hemen yanında yer alan duygusal merkez, aslında hipokampusun hareketlenmesini sağlar ve daha detaylı ve güçlü hafıza oluşturmamıza yol açar. İkinci olarak hafıza, bulunduğunuz yer ile de bağlantılıdır. İnsanlar hatırladıkları hatıralarında bulundukları yerle ilgili daha tutarlıdır. Hatırladığınız olaylarda bulunduğunuz yerin, hafızanızda baskın bir rolü olduğu düşünülmektedir. Hipokampusa bakıldığında özellikle zamana ve mekana tepki veren hücreler bulunmaktadır. Taksi şoförleri ile yapılan bir çalışmada yeni yollar ezberleyen şoförlerin hipokampusunun büyüme gösterdiği bulunmuştur. Son olarak, hatıralar hikayeyle güçlendirilebilir. Beyinlerimiz, hikaye olarak anlatıldığında bilgiye çok daha fazla dikkat ediyor. Yapılan bir çalışmada, 24 kişiden onar kelimelik 12 liste ezberlemeleri istenmiştir. Liste liste ezberleyen katılımcılar ortalama olarak kelimelerin yalnızca %13’ünü hatırladılar. Katılımcıların diğer yarısı, kelimeleri kendi uydurdukları hikayelerle ezberlediler ve kelimelerin %93’ünü hatırladılar. Hatırlamak istediğimiz şeyleri, zaten zihnimizde olan yapılarla ne kadar ilişkilendirirsek, hatırlamamız da o kadar kolay olacaktır.

Bir hatırayı geri getirmek isterseniz, hatıraya erişmenin birden fazla yöntemi vardır. Hikâye, konum ve duygular, bazı en güçlü hatıralarımızın temelinde yatmaktadır. Ve bu özellikler, 500 ilgisiz rakamı ezberlemeniz için size yardım edebilir. Yalnızca bir düzine insan, Pi sayısının 20 binden fazla basamağını biliyor ama pek çok insan Pinokyo’yu okumuş ve repliklerini ezberlemiştir.

Hatıralarımızı güçlendiren bazı şeyler, onları çarpıtabilir de. Tipik olarak, duygusal hatıraları merkezi bir açıdan hatırlarız. Dikkatimiz, o deneyimin merkezine yoğunlaşır ve çevredeki bazı detayları unutabiliriz. Örneğin, saldırganın ne giydiğini hatırlamayız ama silahı hatırlarız. Hatıralar, bir dolaba kaldırdığımız yüksek duyarlıklı kayıtlar değildir. Daha çok, o anda beynin farklı bölgelerinden gelen verilerle yaratılmış canlı performans gibidir. Her deneyimle ilgili her detayı hatırlayamayız. Biz de bu boşlukları doldurabilmek için anlamsal bellek veya olgular gibi veya ön yargılarımız ve inançlarımız gibi var olan bilgilerimizi kullanırız. Eylemsel belleğimizi yeniden şekillendirip parçaları yeniden bir araya toplamamız, eylemsel belleğimizin aslında çok esnek olduğunu gösterir. Bilim insanları bu esneklikten faydalanarak alış veriş merkezinde unutulmak, sıcak hava balonuyla uçmak ya da ünlü biriyle çay içmek gibi sahte hatıraları yaratabilmektedir. Bir çalışmada, bir grup gençten ergenlikte işledikleri iddia edilen bir suçu hatırlamalar istendi. Oysa bunlar, araştırmacıların uydurduğu tamamen sahte suçlardı. Yönlendirici sorularla dolu birkaç görüşmenin ardından, deneklerin %70’i o suçları işlediklerini kabul ettiler ve pek çoğu, tamamen sahte ama zengin ve detaylı hatıralar ürettiler.

Bunun talihsiz sonuçlara yol açabildiği durumlardan biri, görgü tanığı teşhisleridir. Bir sahte hatırayı onaylayarak veya birkaç kez tekrar ederek, hatıraya olan inancı artırabiliriz. ABD’de DNA sayesinde mahkûm edilen yüzlerce insan serbest bırakılmıştır ve bu mahkûmların %70’inin ceza almasında görgü tanığı ifadeleri kullanılmıştı.

Steve Titus 31 yaşında bir restoran müdürüydü. Nişanlısıyla bir akşam yemeği dönüşünde polis arabasını durdurdu ve Titus’u tecavüz suçundan tutuklandı. Mağdur mahkemede ‘tecavüzcünün bu adam olduğundan kesinlikle eminim’ diyerek ifadesini verdi. Titus tutuklanmıştı. Ancak ilerleyen zamanlarda DNA sayesinde suçunu itiraf eden gerçek suçlu bulundu ve Titus serbest bırakıldı. Peki nasıl oldu da tecavüz mağduru Titus’un kesinlikle suçlu olduğuna bu kadar emin oldu?

Pek çok insan aslında hatırladıklarını düşündükleri yaşanmayan olayları anlatır veya olaylar gerçekte onların hatırladıklarından farklı şekillerde gerçekleşmiştir. İşte bunlara sahte anılar denir.

Elizabeth Loftus sahte anılar sendromunu yaptığı bir deneyle açıkça gözler önüne sermiştir. Deneyde iki grup insana kaza fotoğrafları gösterir ve belli bir süre sonra iki grupta çağırılır. Gruplardan birine ‘Sana gösterilen bu kazada araçlar kaç km hızla gidiyordu hatırlıyor musun? Diye sorulurken; diğer gruba ‘Arabalar birbirine girdiğinde kaç km hızla gittiklerini hatırlıyor musun? Diye sorulmuştur. Birbirine girme olarak soru yöneltilen grupta %20 daha hızlı olduklarını ve fotoğrafta olmamasına rağmen arabanın camlarının parçalandığını hatırlıyor.

Yapılan başka bir çalışmada tatbikata giden askerler kullanılmıştı. Araştırmanın bir kısmında askerler saldırgan, sert ve küfürlü kaba bir dille 30 dakika boyunca sorgulandılar. Daha sonra sorgulamayı gerçekleştiren kişinin kimliğini belirlemeye çalıştılar. Onlara kendilerini sorgulayan kişinin farklı biri olduğuna dair üstü kapalı bilgiler verildiğinde, askerlerin çoğu kendini sorgulayan insanı yanlış olarak teşhis etmiştir, bu kişi onları gerçekten sorgulayan kişiye hiç benzemiyor olsa dahi.

Bozulan tek şey, suçla ilgili hatıralarımız değil, kim olduğumuz ve nereden geldiğimizle ilgili hatıralar da bozulmaktadır. Yapılan bir araştırmada,  uzmanlar 14 yaşında bir grup gençle görüşmeler yaptılar ve on yıl sonra, ergenlik çağlarını hatırlamaları istendi. Ebeveynleriyle ilişkileri nasıldı, seks ve din hakkında düşünceleri nelerdi ve ne tür etkinliklerden hoşlanıyorlardı? Anladılar ki, hepsinin hafızası aynı oranda zayıftı. Hatıraların çoğunu tesadüfen hatırladılar. Tüm bunlar şu soruyu aklımıza getiriyor: Eğer geçmişi hatırlamak için tasarlanmışsa, bellek sistemimiz neden bu kadar güvenilmez ve hataya açık? En büyük soru budur. Ve bir kez daha Henry Molaison’ın kayıtları bu soruya yanıt bulmamızı sağlamaktadır.

Bilim insanları, Henry’nin sadece geçmişini kaybettiğini değil, aynı zamanda geleceği hayal edemediğini de düşünmekteydi. Henry’nin ameliyatından 30 yıl sonra, bir başka hastanın medial temporal lobu, motor kazasında ciddi zarar görmüştü. Bu hastaya da gelecek ile ilgili sorular sorulduğunda tıpkı Henry gibi bu hasta da geleceği çok fazla düşünmediğini ifade etmekteydi. Aynı hasta, bir keresinde geleceği düşünmenin boş bir odada sandalye aramaya benzediğini söylemişti. Gelecek ve geçmiş, zihnimizde bir şekilde bağlantı halinde. İnsanları tarama cihazına sokup geçmiş deneyimleri hatırlayıp gelecek deneyimleri hayal etmeleri istendiğinde, insanlar hatırlamaya başladığında belirgin beyine belirgin bir ağ canlandı ve aynı ağ, neredeyse aynı biçimde geleceği hayal ettiklerinde de ortaya çıktı.

Düşünmeye daldığınızda, zihniniz hatırlamak ve hayal etmek arasında gidip gelir. Zihniniz, bir zaman makinesi gibidir. Geçmişi yeniden yaşayabilmek için parçaları bir araya getiren mekanizma, geleceği canlandırmak için gerekli parçaları da toplamaktadır. Gerçekten olmamış şeyleri hatırlamamıza yol açan, en canlı hatıralarımızı bozan esneklik, bir süper güç gibi görünmeye başlar ve insan soyunun başarısının temelinde yatar. Gelecek deneyimlerle ilgili sorunları çözmemize yarar, olayların gerçekleşme biçimini düşünmemizi sağlar, karşımıza çıkabilecek engelleri ve bu engellerle nasıl başa çıkabileceğimizi hatırlatır.

Bazı bilim insanları, kulaklarınızın arasındaki simülasyon mekanizmasının daha deri bir şeye yol açtığını düşünmektedir: geçmiş hatıraları ve gelecekle ilgili hayalleri birbirine bağlıyor ve bir tür benlik bilinci oluşturuyor.

Sırf biri size bir şey diyor diye ve bunu kendine güvenerek, birçok detay ekleyerek, duygularını da işin içine katarak söylüyor diye bu onun gerçekten yaşanmış olduğu anlamına gelmez. Gerçek anıları sahte anılardan eksiksiz bir şekilde ayırt edemeyiz.

Uzm. Kln. Psk. Ayşenur ÇELİK

X
Bireysel Danışmanlık Hizmetleri için
Tıklayınız
Kurumsal Danışmanlık Hizmetleri için
Tıklayınız