Başarıya Giden Yol

Bireylere hayattan ne bekliyorsunuz diye sorduğumuz zaman, her bir bireyden ayrı cevaplar gelir. İnsanlar bu soruya genelde para istiyorum ya da tanınan bir insan olmak istiyorum diye cevap vermektedir. Paraları olursa ve tanınan bir birey olurlarsa da o zaman mutlu olacaklarını düşünürler. Başarı insanlar için bir anlamda parayla, ünlü olmakla ya da güç sahibi olmakla tanımlanıyor. Bunun sonucu olarak ebeveynler çocuklarını bu doğrultuda yetiştirmeye çalışıyor. İyi bir okula gitsin, oradan iyi bir üniversiteye gitsin, iyi bir işi olsun gibi. Aslında iyi”lerin arkasına baktığımızda para kazansın, güç sahibi olsun ve tanınan bir insan olsun demek var.

Son yıllarda kendi mesleklerinden sıkılan, kariyerlerine ikinci bir yolda devam etmek isteyen bireylerin bir kısmı psikolojiyi kendilerine iş olarak seçtiler. Dolayısıyla sahte bir disiplin, sahte bilim doğdu psikoloji görüntüsü arkasında. Kendi hayatlarında zorluk çeken bireylerin bir bölümü, başkalarının hayatlarını düzenlemek gibi bir misyon yüklediler kendilerine. Çok fazla tekrarlandığı için de hiç sorgulanmadan doğru kabul edilen birtakım sloganlar çıkmaya başladı: “Başarmak için ne yapmak lazım, önce kuvvetli istemek lazım.” “En büyük yolculuklar ilk adımla başlar. Cesaret edeceksin, isteyeceksin.” gibi. En tehlikeli yalan, içine doğru karışmış yalandır. Dolayısıyla başaranların hepsi tabii ki isteyenlerin arasından çıkar ama isteyenlerin çok azı başarılı olur.

İlham verici öykülerin kahramanları istekleri ve hayalleri arasında köprü kurmuş kişilerdir. Kadere birçok insan inanır. Kadere inanmanın insanı rahatlatan bir tarafı vardır. Nedir; teslimiyet, yani elimden gelen bu, gerisi yazı. Peki rahatsız eden tarafı ne? Madem her şey belli, çıkacak cana bunca eziyet neden diye düşünüyor insan ister istemez. Peki nerede yazılı kaderimiz? Alnımızda dediğimizde aslında bir bakıma doğru. Fakat bu sorunun kendisi doğru değil çünkü bu soru inanç sistemine dönük bir soru. İnançlarımız sorgulamadığımız doğrulardır, sorguladığımızda inanç olmaktan çıkar.  Peki bilimsel olarak kader var mı? Genetik piyangodan bahtımıza çıkan kaderimizdir. Genetiğimize yüklenen programı kullanırız.  Dolayısıyla, istemekle başarmak arasındaki köprünün birinci adımı yatkın olduğumuz bir şeyi istemektir. “Ya herkes yapıyor, sen de yaparsın”, “Yapanların senden fazla nesi var?” gibi yaklaşımlar, son derece yanıltıcı yaklaşımlardır. “Açılmamış kanatların gücü bilinmez, kendini koyuver ufuklara açıl” gibi sözler duyarız. Yani bunlar bireye duyduğu zaman iyi gelir fakat uzun süreli faydası yoktur. Bu sebeple başarmak için ilk adım yatkın olduğumuz şeyi yapmaktır. Başarı iş hayatında da, kurumlar için de, insanlar için de aslında her gün düzenli olarak yaptığımız küçük şeyleri tekrarlamaktan geçer. Her gün düzenli olarak birtakım şeyleri yapmak; bunun adı disiplindir. Disiplin, dilimizde pek hoş karşılanan bir kavram değildir. Güçle, zorbalıkla, baskıyla eş görülür. Halbuki disiplin, tutarlılıktır. Hedeflerde, ilkelerde, performans kriterlerinde tutarlılıktır. Dolayısıyla bireyleri başarıya her gün düzenli olarak yaptıkları küçük şeyler götürür.

Başarı sağlamak için ikinci adım, yatkın olduğumuz işi yaparken de zora ve zahmete katlanmaktır. Zora ve zahmete katlanmadan başarı gelmez. Son dönem ebeveynlerin çocuklarını yetiştirirken izledikleri yolda , “aman çocuğumuz zorluk çekmesin, bizim yaşadığımız zorlukları yaşamasın” gibi genel bir eğilimi vardır. Bu çocuklara yapılan en büyük kötülükten bir tanesidir. Çünkü enerjimizi nereye koyarsak hayat orada gelişir, eğer enerjimizi yatkın olduğumuz alana koyarsak orada fark yaratma şansına sahip olabiliriz. Yine son yıllardaki moda yaklaşımlarından bir tanesi de, “Başarmak için ne lazım? Kendine güvenmen lazım, kendine güveneceksin”. “Başarmak için kendine güveneceksin, ne yapacaksın, insanların elini sıkarken gözüne bakacaksın, postürünü dik tutacaksın” gibi cümleleri dayatıyor. İnanmayalım çünkü hiç kimse bu sebeple başarılı olmaz. Başarılı olan insanlar kendilerine güvenmeye başlarlar ve bu özellikleri gösterirler.

Başarılı olmak için atılacak üçüncü adımı ise; insan ilişkilerini iyi tutmaktan geçer. Bu bireylere kompliman yapmak, hoş şeyler söylemek demek değildir. Bu bireylere sormak ve dinlemektir, onlara samimi ilgi göstermektir, anlattıklarının içinden yeni sorular çıkarmaktır, kendimizi anlatmaktan çok, anlamaya çalışmaktır. Dolayısıyla, motivasyonel konuşmacılar konuşmalarında, “Böyle böyle olsan da kendini böyle göreceksin” veya “Aynaya baktığın zaman böyle olduğunu hayal edeceksin” ile insanlar bir yere varmaz.

Başarı nedir diye tekrar baktığımızda, başarı potansiyeli hayata yansıtmaktır. Potansiyelimizin hayata yansıtılmasının önünde ne var? Potansiyeli ortaya çıkaran etken performanstır. Performans yatkınlık ve bu yatkınlığın hayata yansımasını sağlayacak olan motivasyondur. Yatkınlık, az gayretle sonuç almaktır. Motivasyon ise gayretin yönü ve yoğunluğudur. Yatkın olduğumuz işleri daha kolay yaparız. Potansiyelimizi hayata geçiririz? Potansiyel, baskı altında ortaya çıkar. Konfor alanından yüksek potansiyel çıkmaz. Toplumumuzda başarısızlık ayıp, günah veya yasak sayılır. Halbuki başarısızlık, hayatın en doğal paçasıdır. Her insan ya da her kurum başarısız olur. “Ben hayatımda hiç başarısız olmadım, ne yaptıysam hep başardım” diyen insanlar, ya yalan söylüyordur ya da buna inanıyorlarsa kibirlidirler. Kibir her inanç sisteminde en büyük günahlar arasında yer alır. Bir kere şunu kabul etmemiz gerekiyor, başarısızlıklarımız bizi bir yere getirir. Ben hayatımda hiç başarısız olmadım diyen bireyler, sınırlarını hiç zorlamamış insanlardır. Çünkü potansiyel, baskı altında cevhere dönüşür ve bunun sonucunda da mücevher oluşur. Kendiliğinden, konfor alanından potansiyel ortaya çıkmaz.

Sahip oldukları için mücadele eden bireyler, sahip olduklarının kıymetlerini bilirler ve potansiyellerini hayata yansıtırlar. Sahip olduğu şeyler için mücadele etmemiş olan insanlar, sahip olduklarının kıymetini bilmezler ve her zaman nedeni belli olmaksızın her şeye kendilerinde hak görürler. Psikolojiyi kendine iş edinenlerin “Yüreğinin sesini dinle, içinden gelen sesi dinle, yüreğinin götürdüğü yere git” gibi anlamsız mesajlar verdiklerinde bunu sahi zannederler. Bireyin yüreğinin sesini dinlemesi, içinden geleni yapması; kırmaması gereken cevizleri kırdırır, almaması gereken kalorileri aldırır. Dolayısıyla hayatın gerçeklerine bakmamız lazım.

Amerikalı bir matematikçi her sabah, gelecek eğilimlerini pazarlayan bir iş yapmaktadır. Her sabah New York Times gazetesini okuyor ve burada parasız ölüm ilanlarını yayınlıyor. Ölüm ilanlarında, ölen kişilerin hayat hikâyelerini paylaşıyor. Hepsinin hayat hikâyesinde tekrarlayan önemli bir nokta var: “Yardım etti”. Başarılı olmak için yatkın olduğumuz işi yapmak, terlemek ve insanlarla ilişkimizi iyi tutmak gerekir. Mutlu olmak için de, mutlaka başka insanların hayatına katkıda bulunmak gerekir. Dünyada en iyi insan olmaya çalışmak gibi gerçekleşmeyecek bir hayalin peşine koşmak yerine, dünya için iyi bir insan olmaya gayret etmek gerekir.

Psikolog Elif Nur YILMAZ

X
Bireysel Danışmanlık Hizmetleri için
Tıklayınız
Kurumsal Danışmanlık Hizmetleri için
Tıklayınız